Sanatçı Hakan Çınar, büyüklerin dünyasında kaybolan “küçümenlerin” diliyle bu dünyaya bir söz söylüyor Yaptığı heykellerle insan bedenini değişik formlarla farklı şekillerde anlatmaya çalışan Hakan Çınar, eserlerinde düşünen, gören, işiten ama aynı zamanda yanılsamayı gerçekmiş gibi gösteren beden aracılığıyla geçmişin ne dediğini arıyor. “Bedeni yontmak sadece biçim vermek değildir” diyen Çınar ile Acıbadem’deki atölyesine konuk olduk ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Hakan Çınar 1979 yılında Ankara'da doğdu. 1999 -2004 yılları arasında Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümü'nde okudu. 2006 yılında sanatçı Hanefi Yeter ile çalışmaya başladı. İlk kişisel sergisini 2014 yılında Art350 Gallery'de (Anna Laudel) 'Hibrit Sanrılar' adıyla gerçekleştirdi.
Karakaya'nın döküm teknikleri, taş, metal ve ahşap gibi malzemelerle yaptığı tüm üç boyutlu görsel yaratımlarının, zihnimiz tarafından reddedilen duyuların ya da bilinçaltına atılan korkulan olguların nasıl korunduğunu irdeleme biçiminde tasarlandığını söyleyebiliriz.
Karakaya'nın döküm teknikleri, taş, metal ve ahşap gibi malzemelerle yaptığı tüm üç boyutlu görsel yaratımlarının, zihnimiz tarafından reddedilen duyuların ya da bilinçaltına atılan korkulan olguların nasıl korunduğunu irdeleme biçiminde tasarlandığını söyleyebiliriz.
Sanatçı kimi zaman masallardan, kimi zaman rüyalardan, kimi zaman da Anadolu ya da Yunan mitolojisinde anlatılan mitik olgulardan öyküler alarak izleyiciyi ruhsal bir yolculuğa çıkarmanın bir yolunu buluyor.
Çeşitli karma sergilere ve uluslararası sempozyumlara katılan sanatçı, çalışmalarına İstanbul'da kendi atölyesinde devam etmektedir..